İçeriğe geç

trabzonspor maçı

  • her hafta aynı senaryo: maçtan önce bir teknik direktör çıkar, sakatların iyileştiğini, cezalıların döndüğünü, "tam kadro" olmaya yakın olduklarını söyler. bu cümle futbolun en esnek kavramıdır aslında; tam kadro dediğiniz şey, iki hafta sonra bambaşka bir onbirdir. yine de itiraf edeyim, bu tür açıklamalar bende her seferinde küçük bir heyecan yaratıyor. sanki eksik parçalar yerine oturunca takımın kimyası değişecekmiş, o meşhur "tık" sesi gelecekmiş gibi.

    zamanında yazdığımız gibi (bkz: #yTx6dyEjROSV29uzbz7TB), bu "bilenme" ve "hazır olma" söylemi türk futbol basınının en sevdiği dolgu malzemesidir. teknik direktörler de bunu bilir; taraftara umut, muhabire malzeme, rakibe de mesaj verirsin. tam kadro olmak bir hedef değil, çoğu zaman bir pazarlık aracıdır. "bakın, biz eksiktik, o yüzden kaybettik" demenin önceden kurulmuş savunma hattıdır.

    ama işin bir de şu tarafı var: sakatlık, ceza ve formsuzluk üçgeninde debelenen bir takımın "tam kadro" hayali, aslında ligin genel kalitesizliğinin de aynası. hiçbir takım sezon boyunca tam kadro olamıyor; olamadığı için de her maç bir bahane deposu haline geliyor. trabzonspor'un da derdi muhtemelen rakip değil, kendi içindeki bu kronik istikrarsızlık. tam kadro bekleyenler, muhtemelen hiç gelmeyecek bir misafiri bekliyor.

Detay sayfası