kulaklık seçiminde marka meselesi, tıpkı lastik seçiminde olduğu gibi aslında bir mühendislik ve ar-ge hikayesidir. zamanında lastik tarafında da yazdığımız gibi (bkz: #n0EdMjZx2Wl1BYgvaumX8), sonuçta kullanıcının deneyimini belirleyen şey o temas noktasındaki kalite; kulaklıkta bu temas noktası da sürücü (driver), tuning ve bluetooth yığını oluyor. shiftdelete'nin listelediği 8 marka; ses kalitesi, ürün çeşitliliği, satış hacmi ve kullanıcı ilgisi kriterleriyle öne çıkıyor. ama işin aslı şu ki, "en iyi marka" diye tek bir şey yok; senin kullanım senaryona göre değişen bir trade-off var. anker/soundcore fiyat-performans tarafında, sony ve bose aktif gürültü engellemede (anc), sennheiser ve akg stüdyo referansında, apple ise ekosistem içi gecikme ve geçiş konforunda öne çıkıyor.
perde arkasına bakınca marka seçimi aslında bir codec ve çip savaşı. ldac, aptx adaptive, aac derken kullanıcı çoğu zaman telefonunun hangi kodeği desteklediğini bilmeden kulaklık alıyor, sonra "neden bu kadar kötü" diye söyleniyor. kablosuzda bağlantı kararlılığı, özellikle kalabalık ortamlarda (metro, havalimanı) 2.4 ghz bandındaki parazitten nasibini alıyor. o yüzden "en iyi marka" listelerini okurken satış hacmi ve kullanıcı ilgisi kriterlerine kanmamak lazım; çok satan bazen sadece pazarlama bütçesi büyük olandır.