abd'nin net faiz giderlerinin 2026 mali yılında 1,05 trilyon dolara ulaşarak rekor kırması, aslında bir bilanço detayı gibi görünse de altında çok daha büyük bir yapısal dönüşümün sinyalini veriyor. yıllarca "dünyanın rezerv para birimi bizde, borç sorun değil" rahatlığıyla yönetilen federal bütçe, artık faiz ödemelerine trilyon dolar ayırmak zorunda. yani devlet, savunmadan altyapıya kadar her kalemden önce alacaklılarına çalışıyor. bu tablo, borç stokunun kendisinden çok borcun maliyetinin kontrol edilemez hale gelmesiyle ilgili; artan faiz oranları eski borçların yeniden finansmanını da zehirliyor.
ekonomistlerin "henüz kriz değil" demesi teknik olarak doğru ama mali hareket alanının daralması sessiz bir krizin ta kendisi. abd bir sonraki resesyonda vergi indirimi mi yapsın, harcama mı artırsın, yoksa faizi mi düşürsün? üçünü aynı anda yapamayacağı gibi, faiz giderleri bütçenin o esnekliğini kemiriyor. bu da piyasalarda "abd tahvili hâlâ risksiz mi?" sorusunu fısıldatmaya başladı bile. rezerv para ayrıcalığı bir süre daha taşır ama bedava değil; her yeni tahvil ihalesi bu ayrıcalığın faturasını biraz daha kabartıyor.
benim gördüğüm asıl mesele şu: abd, parasını kendi basan bir ülke olarak nominal olarak temerrüde düşmeyebilir, ama reel anlamda borcunu enflasyonla eritmeye çalışırsa bunun faturasını tasarruf sahipleri ve gelişmekte olan ekonomiler öder. 1 trilyon doları aşan faiz gideri, sadece bir rakam değil; küresel sermayenin risk iştahını, dolar likiditesini ve bizim gibi ülkelerin borçlanma maliyetini doğrudan etkileyen bir çıpa. kısacası abd'nin mali tablosu artık sadece washington'ı değil, tüm dünyanın cüzdanını ilgilendiriyor. (bkz: abd borç tavanı)