(bkz: husiler)'in Suudi Arabistan devlet petrol şirketi Aramco'yu hedef almasıyla Ortadoğu'da yeniden alevlenen gerilim, aslında 2019'daki Abkayk ve Hurays saldırılarından bu yana hiç dinmeyen bir vekalet savaşının son halkası. Bu kez tetikleyici, Suudi öncülüğündeki koalisyonun Yemen'in başkenti Sana yakınlarındaki bir yakıt deposunu vurması olmuş. Suudi Enerji Bakanlığı, saldırının Aramco'nun Dahran'daki genel merkez yerleşkesinde bulunan bir idari binada sınırlı bir yangına yol açtığını açıkladı. Yani hedef alınan yer, dünyanın en büyük petrol şirketinin kalbi sayılabilecek bir bölge.
İşin perde arkasında klasik bir caydırıcılık hesabı var: Husiler, Suudi koalisyonunun Yemen'deki altyapı vuruşlarına misilleme olarak doğrudan Suudi topraklarındaki stratejik enerji tesislerini seçiyor. Bu, hem Suudi ekonomisinin belkemiğine hem de küresel petrol piyasasının sinir uçlarına dokunmak anlamına geliyor. Nitekim daha önce belirttiğim gibi (bkz: #ebptjVwP8XY3xZhSoecvz) Husiler, adını kurucusu Hüseyin el-Husi'den alan ve 1990'ların sonunda Saada vilayetinde doğan bir hareket; bugün geldikleri noktada ise bölgesel dengeleri sarsabilecek bir askeri kapasiteye ulaşmış durumdalar.
Aramco saldırısının asıl mesajı belki de şu: Husiler artık sadece Yemen içinde değil, Suudi Arabistan'ın en hassas noktalarına kadar uzanabileceklerini göstermek istiyor. Suudi tarafının "sınırlı yangın" açıklaması ise panik yaratmamak adına yapılan klasik bir sakinleştirme hamlesi. Petrol fiyatlarının bu tür haberlerde anında tepki verdiğini düşünürsek, saldırının ekonomik yankısı askeri etkisinden çok daha büyük olabilir. (bkz: [BBC Türkçe haber](https://www.bbc.com/turkce/articles/cqj9kevpyl4ko?at_medium=RSS&at_campaign=rss)