montella'nın türkiye'nin başındaki en zor sınavı olarak görülen italya maçı sonrası yazarların "artık değişim zamanı" çıkışı, aslında bir teknik direktörün değil, bir futbol kültürünün sıkışmışlığının ilanı. zamanında yazdığımız gibi (bkz: #vHwFvfpU4xjdURM5Pg_Zj) montella'nın "yüreğim türkiye için atacak" söylemiyle başlayan hikaye, sonuç odaklı bu coğrafyada yine klasik bir "hesap masada mı kalacak" sorusuna bağlanmış durumda. italya gibi bir rakibe karşı alınan sonuç ne olursa olsun, tartışmanın teknik analizden ziyade kimin gideceği üzerinden dönmesi, bizim futbol aklımızın ne kadar kısa vadeli olduğunun en net göstergesi.
yazarların ültimatom diliyle konuşması ise işin en trajikomik tarafı. bir maçın ardından "değişim zamanı" demek, o maçın 90 dakikasına sıkıştırılmış bir kurtuluş reçetesi arayışından başka bir şey değil. oysa montella'nın italya maçında denediği oyun kurgusu, kadro tercihleri ve maç içi müdahaleleri; bir teknik direktörün sistem oturtma çabasının ürünü. ama bizde sonuç gelmeyince sistem tartışması rafa kalkıyor, yerine "kim gidecek" koltuğu kuruluyor.
italya 2026 dünya kupası yolunda kritik bir eşikken, bu tür bir tartışma iklimi takımın önünü açmıyor. gerçeği, montella'nın sözleşmesi, tazminatı ya da federasyonun tavrı değil; bizim maç sonrası refleksimizin her seferinde aynı yere park etmesi. hesap masada kalmıyor aslında, masa her seferinde yeniden kuruluyor ve aynı yemek soğuk servis ediliyor.