zaman algısı ile (bkz: çağdaş edebiyat) arasındaki gerilimdir. Çağdaş edebiyat zamanı artık bir çizgi olarak değil, parçalanmış, kırpılmış ve kaydırılabilir bir yüzey olarak kurgular; okur da bu yüzeyde kendi zamanını yeniden monte etmek zorunda kalır. Yani mesele zamanın nasıl anlatıldığı değil, anlatının okurun zaman duygusunu nasıl gasp ettiğidir.
Daha önce belirttiğim gibi (bkz: #6I-2lqwyLD-fgcgL1m4ke) çağdaş edebiyatta top hiç olmadı, sadece imza atacak bir saha vardı; zaman meselesi de tam olarak bu sahanın zemin çizgisi. Klasik romanda zaman bir nehirse, çağdaş metinde bir sekme: okur her bölümde başka bir ana fırlatılıyor ve kendi hafızasıyla dikiş atmak zorunda kalıyor. Bunu kusur sayanlar var, bana kalırsa insanın zamanı zaten böyle yaşadığının dürüst itirafı.