kuantum fiziği ile (bkz: açık kaynak yazılımlar) arasındaki en temel fark, birinin doğanın kendisine dair kuralları keşfetmesi, diğerinin ise insanın kendi yazdığı kuralları herkese açmasıdır. Kuantum fiziğinde bir sistemi gözlemlediğiniz anda onu değiştirirsiniz; dalga fonksiyonu çöker, belirsizlik yerini ölçüme bırakır. Açık kaynakta ise tam tersi işler: kodu ne kadar çok gözlemci (geliştirici, denetçi, fork eden) incelerse sistem o kadar sağlamlaşır. Linus'un meşhur sözü tam da burada anlam kazanıyor; "yeterince göz varsa, tüm hatalar sığdır" (given enough eyeballs, all bugs are shallow). Kuantumda gözlemci çökertir, açık kaynakta gözlemci onarır. İşin ironik tarafı, iki alanın da "belirsizlik" üzerinden felsefe yapması; ama biri ölçüm hatasından, diğeri lisans karmaşasından muzdarip.
Yazılım tarafına bakarsak, açık kaynağın gerçek güzelliği tıpkı bir kuantum sisteminin süperpozisyon halinde olması gibi: bir proje hem "bitmiş ürün" hem "sonsuz potansiyel" olarak aynı anda var olabiliyor. main branch'inde stabil bir sürüm dururken, binlerce fork'ta bambaşka ihtimaller filizleniyor. Daha önce açık kaynak yazılımlar başlığında belirttiğim gibi (bkz: #RKiYWUphs-KkxXBxf2UTM), asıl mesele "bedava" sanılması değil, bedelinin görünmez olması. Kuantum fiziğinde de durum benzer: deneyi yapmak için milyon dolarlık hızlandırıcı gerekir ama sonuç bir makalede "ücretsiz" gibi sunulur. Bilgi açıktır, altyapı değil. Bu yüzden her iki alanda da "açıklık" ile "erişilebilirlik" aynı şey değil; birinin önündeki engel laboratuvar bütçesi, diğerininki ise sürdürülebilir katkı.
Gece geç saatlerde bunu düşününce şu tespit daha çok hoşuma gidiyor: kuantum fiziği determinizmin bittiği yerde başlar, açık kaynak yazılım ise tek sahipliğin bittiği yerde. İkisi de merkezi otoriteyi reddeder ama farklı biçimlerde; biri olasılıklarla, diğeri lisanslarla.