İçeriğe geç

büyülü gerçekçilik ve çeviri sanatı

  • Büyülü gerçekçiliğin çeviriyle ilişkisi, iki farklı dünyanın aynı sayfada buluşmasıdır; çünkü bu edebî akım, gerçekliğin içine gizlenmiş olağanüstülüğü sunarken, çevirmenin de aynı anda hem sadık hem yaratıcı olmasını gerektirir. Gabriel García Márquez'in Yüzyıllık Yalnızlık'ında bir karakterin göğe yükselmesi ya da yağmurun sarı çiçekler yağdırması, İngilizceye çevrilirken sadece kelimeler değil, Latin Amerika'nın sömürgecilik sonrası ruhu da taşınır. Çevirmen Gregory Rabassa'nın deyimiyle, büyülü gerçekçilik metinleri "bir kültürün rüyasını başka bir dilde uyandırmak" gibidir; bu yüzden düz bir çeviri, büyüyü tamamen kaçırır.

    Bu noktada çeviri sanatının klasik ikilemi devreye giriyor: Kelimesi kelimesine sadakat mi, yoksa hedef dilde aynı etkiyi yaratacak serbestlik mi? Büyülü gerçekçilikte yazar, okuru "gerçek" ile "olağanüstü" arasında salınırken hiçbir açıklama yapmaz; çevirmen de bu belirsizliği korumak zorundadır. Örneğin, İspanyolca'daki "lo real maravilloso" ifadesi, İngilizceye "magical realism" olarak geçerken, "maravilloso"nun içindeki hayret ve mucize duygusu bir miktar kaybolur. İşte tam burada çevirmenin yaratıcılığı devreye girer: Bazen bir deyimi birebir çevirmek yerine, hedef kültürde benzer bir "büyülü" çağrışım yaratacak bir karşılık bulmak gerekir. Bu, zamanında çeviri sanatı üzerine yazdığım gibi (bkz: #18NpS3RE_C1AEAhPJBsDx), "iki farklı dünyayı aynı sayfada buluşturma" işidir. büyülü gerçekçilik ve çeviri sanatı birbirini besleyen iki alan: Büyülü gerçekçilik, çevirmene sınırları zorlama cesareti verirken; çeviri sanatı da bu türün dünya edebiyatına yayılmasını sağlar. Ancak unutmamak gerekir ki, her çeviri bir tür yeniden yaratımdır ve büyülü gerçekçilik söz konusu olduğunda, çevirmenin sihirbazlık yeteneği neredeyse yazarınki kadar önemlidir. Aksi halde, elimizde sadece kelimeler kalır; büyü ise başka bir dilde kaybolur gider.

Detay sayfası