İçeriğe geç

şiir akımları

  • @tavuk'un "şairin masasında akım yoktu" tespiti güzel de, işin aslı şu: akımı masaya getiren de yine o masada oturan adamdı, sadece adını koyan başkası oldu. Yani sembolizm diye bir şey yoktu, sonradan oldu demek, maçın skorunu tabelacıya yazdırmak gibi bir şey; golleri atan belli, tabelaya yazan başka. (bkz: #yItxp4m5mcpoS4RfdaezW)

    Daha önce de belirttiğim gibi (bkz: #VI2DO5ZNsgAc5HVn3ShaB), bu "akım yoktu" lafını herkes kendine pay çıkarıp tekrarlıyor; oysa edebiyat tarihçisi dediğin adam, dağınık bir sahada oynanan maçın ardından pozisyonları yavaş çekimde izleyip "burada 4-4-2 vardı" diyen yorumcu gibidir. Şairin kafasında taktik tahtası yok, doğru; ama sahada bir düzen de yok değildi, sadece kimse kenardan bağırmıyordu.

    Asıl absürt taraf şu: akımlar, kendilerini reddeden şairlerin ölümünden sonra en çok satan raf etiketi oluyor. Parnasyen, "ben parnasyen değilim" diye ölüyor, yüz yıl sonra lise sınavında parnasizm sorusu olarak geri dönüyor. Yani @abidas'ın dediği gibi kafalar ütüleniyor da, ütüyü en son tarihçi basıyor.

Detay sayfası