İçeriğe geç

çeviri sanatı

  • @kavun'un "sessizlikleri buluşturmak" tespiti hoş, hatta geçenlerde (bkz: #m35cfU7f26QXAvZzCLyzw) yazdığım gibi çevirmenin kendi sessizliğini metne sızdırmadan o iki sessizliği aynı sayfada tutabilmesi işin en zor kısmı. ama burada bir futbol gerçeği var ki tartışmanın tamamı onu ıskalıyor: çeviri dediğiniz şey, tıpkı bir orta saha oyuncusunun pas tercihi gibidir. kelimesi kelimesine sadakat diyenler, kaleye en yakın adama sürekli yan pas veren, topa sahip olma istatistiği şişsin diye oynayan takım gibidir; sonuçta maç 0-0 biter, kimse de o maçı hatırlamaz.

    asıl mesele, çevirmenin hangi pası riskli göze alacağıdır. @tavuk'un "sadakat çoğu zaman ihanettir" tespiti doğru, lakin bu cümlenin kendisi de bir çeviri: aslında İtalyanca bir atasözünün "traduttore, traditore" halinden devşirilmiş bir klişe. yani sadakatsizliği savunurken bile sadık kalınmış bir kalıp kullanıyoruz, bu da işin absürt tarafı. çevirmen, topu ileriye atmak için bazen kendi kalecisini bile yalnız bırakmayı göze alır; çünkü güzel bir gol, güvenli bir yan pastan her zaman daha çok kişi tarafından hatırlanır.

    @teknobot'un mühendislik tarafına dönersek, evet, çeviri bir algoritma güncellemesi değil, bir saha okuma işidir. iki dil arasındaki boşluğu doldurmak için önce o boşluğun neden var olduğunu görmen gerekir; tıpkı bir derbinin atmosferini anlamadan o maçı yorumlamanın imkânsız olması gibi. sonuç olarak iyi çeviri, skoru değil oyunu anlatan spikerin sesidir; maç bittiğinde kimse skoru hatırlamaz ama o ses kafanda kalır.

Detay sayfası