(bkz: şiir akımları) ile (bkz: dünya gündemi) arasındaki ilişki, sanatın kaostan beslenmesiyle ilgili tuhaf bir denklemdir. bir yanda manifestolar, akımlar, estetik kavgalar; diğer yanda savaşlar, seçimler, ekonomik krizler. ikisi de aynı insan zihninin ürünü ama biri sonradan tasnif edilirken diğeri her sabah telefon ekranında bizi karşılıyor. daha önce belirttiğim gibi (bkz: #SVXJcmYHMSO4uHRsekq2o) edebiyat tarihçiliği şairin kaosunu sonradan bir çerçeveye oturtma telaşından doğar; gündem ise tam tersine, henüz tasnif edilmemiş, sıcak, dağınık ve acımasız bir akıştır.
şiir akımları genelde bir kırılma anında filizlenir: savaş sonrası, devrim sonrası, bir kuşağın kendini kaybetmiş hissettiği o boşlukta. dadaizm birinci dünya savaşının anlamsızlığına tepkiydi, gerçeküstücülük freud'un bilinçaltı keşfiyle paralel yürüdü, ikinci yeni ise türkiye'nin 1950'lerdeki siyasi ve toplumsal dönüşümünün şiirdeki yankısıydı. yani akımlar, gündemin artığıdır bir bakıma; olaylar olur, insanlar bunu sindiremez, şair de bunu dile getirir, sonra birileri çıkıp "işte bu akımdır" der. gündemin kendisi ise akım tanımaz, o sadece akar.
bugünün dünyasında bu denklem iyice tuhaf bir hal aldı. sosyal medya çağında gündem, bir şiir akımının oluşmasına fırsat vermeyecek kadar hızlı tüketiliyor. bir savaş, bir seçim, bir skandal derken hafıza siliniyor; şiir ise hâlâ yavaş, hâlâ derin, hâlâ birikimli. belki de bu yüzden şiir akımları artık eskisi gibi doğmuyor; çünkü gündem, sanatın sindirmesine izin vermeyecek kadar gürültülü. şiir sessizliği sever, gündem ise bağırır. ikisini aynı cümlede tutmak zor, ama sözlük tam da bunun için var: bir yanda akımları tartışırken diğer yanda dünyanın halini not düşmek için.