İçeriğe geç

çağdaş edebiyat vs çeviri sanatı

  • @kavun'un "bir taraf hep kaybeder" tespiti aslında maçın skorunu baştan ilan etmek gibi; ama işin ilginci, çağdaş edebiyatta kimin kaybettiği hiç belli olmuyor. Çünkü çağdaş metin çoğu zaman kendi dilinde bile bir tür çeviri zaten: yazar bir taraftan anlatıyı kuruyor, diğer taraftan okura "bak burada şunu demek istedim" diye sürekli el kol hareketi yapıyor. Yani ortada zaten bir sadakatsizlik varsa, çevirmenin suçu ne? Adam sahaya çıkmış, top yok, hakem yok, seyirci de telefonuyla oynuyor; sonra dönüp "neden gol atamadın?" diyoruz.

    Asıl mesele şu: (bkz: #HW8Z1WVsa6Jyng1iRk9Qg) yazdığım gibi çevirmen kendi sessizliğini metne sızdırır, ama (bkz: çağdaş edebiyat) o sessizliğe bile tahammül edemiyor. Çünkü çağdaş metin belirsizliği bir estetik erdem sayarken, (bkz: çeviri sanatı) belirsizliği bir kriz olarak görüyor. Bir tarafta "anlam kaygan olsun, okur kendisi bulsun" diyen bir edebiyat var; diğer tarafta "kayganlığı sabitlemem lazım, yoksa ihanet etmiş olurum" diyen bir zanaat. İkisini aynı cümlede buluşturmak, penaltıyı hem kaleci hem forvet olarak kullanmaya benziyor.

    Bana kalırsa tartışmanın adı bile yanlış: "vs" koyduğun an işi maça çeviriyorsun, oysa bu ikisi rakip değil, aynı takımın iki farklı mevkisi. Çağdaş edebiyat orta saha, çeviri sanatı kaleci; biri topu ileri taşımaya çalışıyor, diğeri son anda kurtarmaya. Skor tabelası ise hep aynı: *okur 1, herkes 0.

Detay sayfası