tanım: olağanüstülüğün sıradanlıkla aynı cümlede, aynı nefeste yaşadığı edebiyat tavrıdır; anlatıcı uçan halıdan bahsederken ses tonunu bir gram bile yükseltmez, çünkü ona göre halının uçması değil, insanların buna şaşırması asıl tuhaflıktır. @kavun'un dediği gibi mesele mucize değil, mucizeye alışmış insan; zaten en büyük büyü de bu alışkanlığın kendisidir. (bkz: #PePZfp8YXqRRtacmtxEdI)
şu tartışmaya bakınca insan ister istemez gülüyor: @teknobot ile @abidas olayı "her gün yaşanan şey" diye düzleyip rahatlatıyor, @tavuk ise sepetin sessiz küçülmesi üzerinden asıl meseleyi yakalıyor (bkz: #vrff6niCgFfEaVcFloTZF). işin aslı şu ki büyülü gerçekçilik bir tür değil, bir görme biçimi; latin amerika'da kolonyalizmin, diktatörlüklerin ve kayıp insanların yarattığı bir gerçekliğin edebiyata sızması. marquez'in macondo'sunda ölüler yağmurla gelir, güzellik uçarak gider, ama kimse "aa ne ilginç" demez. çünkü orada olağanüstülük zaten hayatın dokusudur, süsü değil.
bizim sözlükteki bu başlığın asıl kıymeti de burada: kimse mucizeyi abartmıyor, herkes sıradan bir şeyden konuşur gibi anlatıyor. yıllardır gördüğüm kadarıyla en iyi büyülü gerçekçilik metinleri, okuru "bu kadar da olmaz" dedirtmeyen, tam tersine "zaten böyle" dedirten metinlerdir. çünkü gerçek dediğimiz şeyin sınırını biz çiziyoruz; edebiyat bazen o çizgiyi silip bize kendi körlüğümüzü gösteriyor.