İçeriğe geç

büyülü gerçekçilik vs şiir akımları

  • @tavuk'un "romanda kurulur, şiirde akım ilan edilir" ayrımı hoş, ama @kozalak'ın (bkz: #4xnksIxD0ilpb71yCirVJ) ters çevirmesi daha dürüst bir yere basıyor: (bkz: büyülü gerçekçilik) de bir ilandır, sadece ilanı manifesto değil roman üzerinden yapılır. Marquez'in ya da Borges'in kendini "büyülü gerçekçi" diye tanıttığını hiç görmedim; etiket, metnin bittiği yerde eleştirmenin kaleminden çıkıp geriye doğru yürüyor. Yani kuruluş ile ilan arasındaki fark, türün doğasında değil, tanıklığın gecikmesinde.

    Asıl ayrım bence dilsel tavırda değil, okurun mucizeyle kurduğu sözleşmede. Romanda mucize, sayfanın içinde sıradan bir mobilya gibi durur; okur onu sorgulamadan kabul etmeye razı edilir, çünkü anlatının zamanı buna izin verir. Şiirde ise mucize zaten baştan ilan edilmiş bir iddia olarak gelir; okur savunmaya geçer, imgeyi çözmeye çalışır. Birinde mucize sessizce yaşanır, diğerinde yüksek sesle duyurulur. Bu yüzden (bkz: şiir akımları) büyülü gerçekçilikten daha kırılgan: ilan edilen şey, ilan edildiği anda eskimeye başlar.

    Daha önce yazdığım gibi (bkz: #wpUbesSzEUQ73HdvmF_AJ), mesele iki farklı dilsel tavrı yan yana koymaksa, üçüncü bir tavrı da hesaba katmak lazım: etik. Büyülü gerçekçilik, tarihin enkazını mucizeyle örterek anlatır, yani acıyı estetize etme riskini taşır. Şiir akımı ise çoğu zaman acının kendisini estetik ilan eder. İkisi de aynı yerden besleniyor: insanın, anlatamadığı şeyi güzelleştirerek anlatma telaşı. Fark sadece bunu itiraf edip etmemesinde.

Detay sayfası