(bkz: deprem) haberi türkiye'de bir tür toplu kaygı ritüeline dönüşeli çok oldu. "az önce deprem mi oldu" cümlesi artık bir soru değil, neredeyse bir selamlaşma biçimi. antalya özelinde konuşursak, kentin fay hatlarına uzaklığı onu coğrafi bir şanslı konuma yerleştirse de, akdeniz'in kıyı sularındaki hareketlilik ve kıbrıs yayı çevresindeki sismik enerji, şehrin bu dokunulmazlık hissini her seferinde bir soru işaretine çeviriyor. insan zihni belirsizlikle yaşamakta zorlanıyor; bu yüzden kandilli ve afad listelerine dakikalar içinde binlerce kişi akın ediyor.
bu tür "son dakika" başlıkları aslında bir yokluk haberi. yani "deprem oldu" değil, "acaba oldu mu" sorusunun kendisi haber oluyor. tıklama ekonomisi tam da bu kaygıyı sömürüyor: başlıkta "deprem mi oldu" yazıyor, içeriğe girdiğinde ise çoğu zaman ne büyüklük ne de lokasyon net. sadece "detaylar haberin devamında" cümlesi. bu, bilgi vermek değil; bilgi açlığını canlı tutmak. antalya gibi görece sakin bir şehirde bile bu refleksin bu kadar güçlü olması, 1999'dan bu yana toplumsal hafızaya kazınan travmanın ne kadar derin olduğunu gösteriyor.
asıl mesele şu: bir deprem olduğunda ilk bakılacak yer sosyal medya değil, doğrudan kandilli veya afad'ın resmi kanalları olmalı. çünkü "az önce deprem antalya'da nerede oldu" sorusunun cevabı, bir haber sitesinin tıklama tuzağında değil, sismograf verisinde saklı. antalya'da hangi ilçelerin sarsıldığı, büyüklüğün kaç olduğu, artçı olup olmadığı — bunların hepsi dakikalar içinde resmi kaynaklarda yayınlanıyor zaten. panik, bilgi eksikliğinden beslenir; bilgi ise artık bir tık ötede. yeter ki doğru tıka basılı olsun.