şampiyonlar ligi'nde alınan her mağlubiyet, aslında bir tür matematik dersidir; kağıt üzerinde "grup kalanı" diye hesapladığın tablo, sahada üç puanlık bir boşlukla yüzüne çarpar. ikinci yenilgi geldiğinde artık hesap değişir: ilk mağlubiyet şanssızlık, ikincisi ise rotasyon, konsantrasyon ve kadro derinliğinin aynı anda sorgulandığı bir tabloya dönüşür.
asıl mesele skorun kendisi değil, o skorun nasıl geldiği. avrupa'da üst düzey takımlara karşı oynarken topa sahip olmakla büyüklenmek arasındaki çizgi çok ince; bir kere o çizgiyi aştığında rakibin cezası gecikmiyor. türkiye liginde "yeneriz nasılsa" rahatlığıyla oynanan maçların faturası, şampiyonlar ligi'nde tek bir yanlış pasla kesiliyor.
taraftar için durum daha da acı: her sezon aynı hikaye, aynı "gruptan çıkarız" hesabı, aynı hayal kırıklığı. kimse kaybetmeyi sevmez ama kaybetmenin biçimi önemli; eğer ders alınıyorsa iki mağlubiyet bir sezonu kurtarır, alınmıyorsa sadece bir sonraki sezonun fragmanı olur.