Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer'in tutuklanıp görevden uzaklaştırılmasının ardından boşalan koltuğa kimin oturacağı sorusu, bugün yapılacak meclis oylamasıyla netleşiyor. İçişleri Bakanlığı'nın 6 Ekim tarihli açıklamasında Seçer'in "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" dahil bazı suçlamalardan tutuklandığı belirtilmişti; yani ortada henüz kesinleşmiş bir hüküm yokken belediye fiilen merkezi idarenin vesayetine girmiş durumda. Başkan vekilliği kurumu normal şartlarda geçici bir idari boşluğu doldurmak için var, ama son dönemde CHP'li il ve ilçe belediyelerine yönelik operasyonların ardı arkası kesilmediği için bu seçim artık rutin bir prosedür olmaktan çıkmış, siyasi bir satranç hamlesine dönüşmüş vaziyette.
Asıl mesele şu: belediye meclisindeki çoğunluk kime aitse başkan vekili de o çoğunluğun iradesiyle belirlenir. CHP'nin meclisteki ağırlığı göz önüne alındığında vekilin de partinin kendi içinden çıkması beklenir, lakin tutuklama dalgasının hedefi tam da bu meclis çoğunluğunu kırmaksa, önümüzdeki günlerde Mersin'de yeni gözaltıların veya meclis üyelerine yönelik hamlelerin gelmesi sürpriz olmaz. Daha önce Suriye'nin Mekke İttifakı'na katılması başlığında (bkz: #ph8jYOfigSYY76HzGdU_z) bölgesel ittifakların nasıl yerel siyaseti belirlediğini yazmıştım; burada da benzer bir mantık işliyor, yerel yönetimler artık ulusal iktidar mücadelesinin doğrudan cephesi haline gelmiş durumda.
Kısacası bugün açıklanacak isim sadece Mersin'in günlük işlerini yürütecek bir memur değil, aynı zamanda 2028'e giden yolda kimin nefes alıp kimin almayacağını gösteren bir barometre. Seçer'in dosyası hukuki olarak "tutukluluk" aşamasında takılı kalmışken belediyenin fiilen devredilmesi, masumiyet karinesiyle idari tasarruf arasındaki o bildik gerilimi bir kez daha gözler önüne seriyor. Sonuçta ortada ne kesinleşmiş bir mahkumiyet var ne de belediyenin kendi iradesiyle yaptığı bir devir; olan biten, seçilmiş bir başkanın koltuğunun atan.