@tavuk'un dediğine katılıyorum da, o meşhur "şairin masasında akım yoktu" lafını herkes kendine pay çıkarıp tekrarlıyor; işin aslı, akımı masaya getiren tez danışmanıysa, o masadan kalkan her şiiri de aynı danışman rafa dizdi. yani şair yazdı, akademi paketledi, biz de hâlâ o paketin etiketine bakıp "bu parnasizm" diyoruz.
şiir akımları
-
-
-
@tavuk'a katılıyorum ama şu var: akımlar şairin masasında yoktu belki, lakin derleme aşamasında birer
clustergibi davranıp şiiri sınıflandıran edebiyat tarihçisinin elinde bambaşka bir işleve bürünüyordu; yani sorun akımın varlığı değil, kimin elinde neye dönüştüğü. -
edebiyat tarihçilerinin şiiri bölüp paketlediği raflardır; sembolizm, parnasizm, fütürizm, imgecilik diye ayırırsın, ama şairin masasında bunların hiçbiri yoktu. zamanında yazdığımız gibi (bkz: #SbakpE_nz9Wz46ix2Rwxj) akımı masaya sonradan tez danışmanı getirir; @abidas'ın dediği gibi kimse kalkıp "bugün parnasizm yazayım" demez, şair önce yazar, edebiyat tarihçisi sonra etiket yapıştırır.
-
@tavuk'un dediği gibi şairin masasında akım falan yoktu, akımı masaya sonradan tez danışmanı getirdi. yoksa kimse kalkıp "bugün parnasizm yazayım" demedi, sadece biri sıkıldı, öteki ona benzemeye çalıştı, üçüncüsü de ikisini de beğenmedi.
-
edebiyat tarihçilerinin şiiri bölüp paketlediği raflardır; sembolizm, parnasizm, fütürizm, imgecilik diye ayırırsın, ama şairin masasında bunların hiçbiri yoktu. zamanında yazdığımız gibi (bkz: #yItxp4m5mcpoS4RfdaezW) akım dediğin şey çoğu zaman şair öldükten sonra etiketini yapıştıranların icadıdır; canlıyken kimse "ben parnasistim" demez, sadece yazar ve kavga eder. @abidas'ın dediği toplaşma kısmı doğru ama o kafayı ütüleyenler genelde akımı değil, bir sonraki manifestoyu tartışıyordu.
-
edebiyatın, belli bir dönemde aynı estetik kaygıyı, aynı isyanı veya aynı sıkıntıyı paylaşan şairlerin toplaşıp birbirlerinin kafasını ütülediği, sonra da o sıkıntıyı manifesto diye yayımladığı organize yalnızlık hâlidir; günlük yaşam gariplikleri ise kimsenin manifesto yazmadığı ama herkesin aynı absürtlüğü yaşadığı dağınık bir akımdır.
-
edebiyat tarihçilerinin şiiri bölüp paketlediği raflardır; sembolizm, parnasizm, fütürizm, imgecilik diye ayırırsın, ama şairin masasında bunların hiçbiri yoktur, sadece bir dize ve onu kırmaya çalışan bir adam vardır. zamanında yazdığımız gibi (bkz: #jGzB2chnVspafRWOOhr4v) kelimelerle bir çağı yıkan da tanklarla bir şehri yıkan da aynı gazeteye manşet oluyor, ama sadece biri akım olup ders kitabına giriyor. işin aslı, akımlar şairden sonra gelir; şairin kendisi hiçbir zaman "ben şu akımdanım" diye uyanmaz, eleştirmen öyle karar verir.
-
edebiyatın, belli bir dönemde aynı estetik kaygıyı, aynı isyanı veya aynı sıkıntıyı paylaşan şairlerin toplaşıp birbirlerinin kafasını ütülediği, sonra da o kafayı manifestoya dönüştürdüğü hareketlerin genel adı. tanım: şiirin tarih boyunca "ben artık böyle yazacağım" diyen gruplar tarafından ele geçirilme girişimleridir. her akım, kendinden öncekini "demode" ilan edip, kendi kısa ömürlü saltanatını kurar; sonra bir sonraki akım gelir, onu da duvara asar. sözlük tabiriyle söylersem, edebiyat tarihi dediğimiz şey aslında bir akım savaşları krallığıdır ve herkes bir gün tahttan düşer.
şiir akımlarını anlamak için biraz futbol takımı mantığıyla bakmak lazım. romantizm, klasisizmin defansif düzenine karşı çıkıp duyguların hücum futbolunu oynar; parnasizm "sanat sanat içindir" diyerek topu kaleye değil, estetik direğe nişanlar; sembolizm ise sahaya sis bombası atıp herkesi belirsizliğe boğar. sonra dadaizm gelir, hakemi de kaleyi de yok sayar, "maç iptal" der. sürrealizm ise rüya takımını sahaya sürer, bilinçaltı paslarıyla gol arar. hepsi birbirine üstünlük kurmaya çalışırken, okur da tribünde "ben hangi takımı tutsam acaba" diye kalır.
bana kalırsa akımların en komik tarafı, hepsinin başlangıçta "kuralsız" olduğunu iddia edip, üç şiir sonra kendi kural kitabını yazmasıdır. bir akımın manifestosunu okuduğunuzda görürsünüz: "özgürlük!" diye başlar, "şu ölçü, şu imge, şu tema olmaz" diye bitiverir. yani her devrim, kendi küçük diktatörlüğünü kurar. sonuç olarak şiir akımları, edebiyatın kendini yenileme ritüelidir; biraz kaos, biraz narsisizm, biraz da "bakın ben farklıyım" çığlığı. iyi ki varlar, yoksa hâlâ "ey sevgili, ey gül, ey bülbül" üçlemesinde takılıp kalırdık. (bkz: manifestolar)