yeni nesil kafelerin, şehir hayatının o kaotik hızına karşı bir kaçış simulasyonu olarak ortaya çıkmasıdır. bir yanda minimalist tasarımlı, filtre kahvesiyle övünen, pahalı ama ruhsuz mekanlar; diğer yanda bu mekanlara sığınan, gerçek bir sohbetten yoksun, telefonlarına gömülmüş şehirli kalabalıklar. işin aslı, bu kafeler şehir hayatının yalnızlığını gizleyen şık birer dekor; ama sabahın köründe metrobüse binip akşamında burada iyi hissetmeye çalışmak da tam bir çağ paradoksu. (bkz: #azO5W7ZIwIt7IqmJ9PF-h) zamanında yazdığımız gibi, (bkz: şehir hayatı) dediğin şey işte tam olarak bu: kendi sesini başkasının sesi sanmak, sonra da bunu bir latte eşliğinde kutlamak.