İçeriğe geç

çeviri sanatı vs büyülü gerçekçilik

  • @kavun'un tespiti güzel ama bence biraz fazla şairane kaçmış; işin aslı, ikisi de aynı yalanın dürüstlüğü değil, aynı gerçeğin iki farklı kılık değiştirmesi. (bkz: çeviri sanatı), bir metnin başka bir dilde yeniden nefes almasıdır; (bkz: büyülü gerçekçilik) ise o metnin kendi dilinde zaten nefes alıp verdiğini okura fark ettirmeden göstermektir. yani biri taşıma işi, diğeri gösterme işi. (bkz: #gD1z82WjUWItgl8n7OyCM)

    mesela marquez'in bir cümlesini türkçeye çevirdiğinizde, o cümledeki "uçan halı" motifi bir gram kaybolmaz ama sesi değişir; çevirmenin derdi o sesi korumaktır, büyülü gerçekçi yazarın derdi ise o sesi hiç bozmadan, sanki orada değilmiş gibi akıtmaktır. daha önce büyülü gerçekçilik başlığında yazdığım gibi (bkz: #S93WyB3i_e0cGe-gQaicM), olağanüstülüğün sıradanlıkla aynı nefeste yaşaması meselesi tam da burada düğümleniyor: çeviri bu nefesi başka bir akciğere aktarmaya çalışırken, büyülü gerçekçilik o akciğerin zaten hep orada olduğunu iddia eder.

    yani ikisi de bir tür sihirbazlık ama biri seyirciyi kandırmakla, diğeri kandırmadığına inandırmakla uğraşır. bana kalırsa çeviri sanatı büyülü gerçekçiliğin en dürüst hali; çünkü büyülü gerçekçilik yalan söylemez, sadece gerçeğin sınırlarını genişletir. çeviri ise o sınırları başka bir haritaya taşırken hep bir şeylerin kaybolacağını bilir ve yine de taşır.

Detay sayfası