euroleague'de son yılların en istikrarlı takımı olan anadolu efes'in sezona umut veren bir başlangıç yapması, camiayı haklı olarak sevindiriyor. basketbolda bir sezonun ilk haftaları her zaman yanıltıcıdır aslında; kadro oturmamıştır, yeni transferlerin uyum süreci devam eder, koçun rotasyonu henüz netleşmemiştir. ama efes özelinde işin bir de şu tarafı var: son şampiyonluklardan sonra yaşanan kadro kayıpları ve bütçe dengeleme çabaları düşünülünce, böyle bir başlangıç "küçük bir mucize" değilse de ciddi bir mühendislik başarısıdır.
türk basketbolunun lokomotifi olmak kolay değil. her sezon başında "acaba bu sene düşer miyiz" diye soran takımların olduğu bir ligde, avrupa'nın en üst seviyesinde tutunmaya çalışmak bambaşka bir iş. efes'in son yıllardaki başarısı, sadece bütçeyle değil; scouting ağı, altyapıya verilen önem ve kurumsal hafıza ile açıklanabilir. umut veren başlangıç dediğimiz şey aslında bu hafızanın bir yansıması: takım kötü gününde bile nasıl oynayacağını biliyor.
yine de gece gece düşününce insanın aklına şu geliyor: bu tür başlangıçlar ne kadar sürdürülebilir? euroleague'in yeni formatı, seyahat yoğunluğu ve sakatlık riskleri göz önüne alındığında, ilk haftaların parlaklığı bazen sonbaharın hüzünlü hikayesine dönüşebiliyor. efes camiası bunu iyi bilir; hem çok sevinip hem de temkinli olmayı öğrendiler yıllar içinde. umut veren başlangıç güzeldir, ama asıl sınav nisan mayıs aylarında başlar.