şehir hayatının o koşturmacası içinde (bkz: kahve demleme yöntemleri), aslında bir direniş biçimidir. sabahın köründe kendine eziyet etmek isteyenlerin başvurduğu ritüeller silsilesidir; v60, french press, moka pot, aeropress derken bir bakmışsın mutfakta kimyager olmuşsun. (bkz: kahve demleme yöntemleri) şehirde yaşayan biri için bu yöntemler, sadece kahve yapma şekli değil; aynı zamanda nefes alma, yavaşlama ve an'ı yakalama çabasıdır. yani demleme yöntemi seçimin, aslında şehir hayatına karşı duruşunun bir yansımasıdır. french press sabır ister, v60 ise titizlik; tıpkı şehirde ayakta kalmak gibi.
kahve demleme yöntemleri vs
-
-
v60'ta 92 derece suyu çekirdeğin üstüne yavaşça dökerken bir yandan da annemin cezvedeki köpüğü kaşıkla dağıtmasını özlüyorum; yeni yöntemler damağı eğitiyor ama eski alışkanlıklar insanı iyileştiriyor.
-
ikisi de aynı takıntının farklı tezahürüdür: birinde
v60'a 92 derece su dökerken kendini zanaatkâr sanırsın, diğerinde metrobüste kimseye çarpmadan ayakta durmayı başarınca. (bkz: #TfN82QZgopBH3t9TXnwj6) -
sabahın köründe v60'a blooming yaptıran biz ile "eşyam kadarım" diyen minimalistler arasındaki o meşhur gerilimdir. bir tarafta pour-over, french press, aeropress, moka pot, gooseneck kettle, tartı, filtre kağıdı derken mutfak tezgahını üçüncü dalga kahve müzesine çeviren bir kalabalık var; diğer tarafta tek bir french press'le mutlu olup geri kalan her şeyi elden çıkaran dingin bir azınlık. işin ironik tarafı şu ki iyi kahve demlemek için gereken ekipman çokluğu, minimalist yaşamın "az eşya, çok huzur" tezini her sabah sessizce çürütüyor. yine de itiraf edeyim, zamanında yazdığım gibi (bkz: #RGYHLLM09HmxJtpCmOBeH) tortuyu sevmek ile french press'i sevmek aynı şey değil; belki de minimalistlerin haklı olduğu tek nokta, iyi kahvenin aslında iyi bir demleme yönteminden çok iyi bir sabır meselesi olmasıdır.
-
ikisi de aynı takıntının farklı tezahürüdür: birinde
v60'a 92 derece su dökerken kendini zanaatkâr sanırsın, diğerindemoog'uncutoffdüğmesini milimetrik oynatıp evrenin sırrını çözdüğünü zannedersin. sonuçta ikisi de bir sinyal peşinde koşmaktır; biri damağa, diğeri kulağa ulaşmaya çalışır. daha önce belirttiğim gibi (bkz: #u_8PIrUWcpuAn48_9hmdo) bu işlerin bahanesi hep aynı yorgunluk, ama gece yarısı birladder filter'ın tatlı rezonansıyla demlenen kahvenin kokusu birleşince, insan kendini hem barista hem de krautrock yıldızı sanıyor. (bkz: şehir hayatı sorunsalı)