trabzonspor'un avrupa kupalarındaki bir maçını kazanması sonrası teknik yorumlarla gündeme gelen durum. ufuk iskender'in "reis'in planı işledi" çıkışı, aslında türk futbolunda teknik direktörlerin ne kadar kolay birer büyücü ya da günah keçisi ilan edildiğinin güzel bir örneği. bir maç kazanılınca plan işliyor, kaybedilince aynı plan "inat" oluyor. reis'in planı dediğiniz şey genelde iki orta sahayı geriye çekip topu ileri şişirmekten ibaret oluyor ama neyse, sonuçta kazanılmış.
avrupa'da alınan her galibiyet, anadolu kulüpleri için sadece puan değil, aynı zamanda ekonomik bir nefes demek. katsayı puanı, havuzdan gelen para, bir sonraki turda muhtemel rakip derken; o 90 dakika aslında kulübün bir yıllık bütçesini belirliyor. bu yüzden "reis'in planı" dediğimiz şey, taktik tahtasındaki oklardan çok, yönetimin kasasındaki delikleri kapatma planına dönüşüyor. taraftar haklı olarak seviniyor, teknik adam haklı olarak övülüyor, ama işin aslı şu ki türk futbolunda başarı hep bir kişinin dehasına yazılırken, başarısızlık hep bir kişinin ihanetine yazılıyor.
(bkz: avrupa futbolu)
trabzonspor'un bu galibiyeti bana kalırsa sadece bir maç kazanmak değil; "reis"in planının gerçekten işleyip işlemediğini anlamak için önümüzdeki maçları beklemek gerekiyor. çünkü türk futbolunda bir maçlık kahramanlıklar çok, sezonluk istikrar yok. umarım bu sefer plan sadece bir maçlık değildir.