uluslar ligi'nde bazı milli takımların israil ile oynanacak maça çıkmak istememesiyle patlak veren fikstür krizi. işin absürt tarafı şu: uefa, 2018'de milli takım futbolundaki hazırlık maçı sendromuna çare olsun diye uluslar ligi'ni kurdu, şimdi aynı turnuva siyasi boykot tartışmasının ortasında kaldı. zamanında yazdığımız gibi (bkz: #N17axLr8w9gqwwwT-EmKg) bu turnuvanın mantığı zaten dostluk maçlarını rekabetçi kılmaktı; ama rekabetin doğası gereği bazı maçlar artık sadece futbol olmaktan çıkıyor.
olayın perde arkasına bakınca mesele teknik-taktik değil, tamamen siyasi ve etik bir tercih meselesi. takımlar sahaya çıkmadığında uefa'nın elinde iki seçenek kalıyor: ya hükmen yenilgi verip puan tablosunu kağıt üstünde düzeltmek, ya da maçı erteleyip krizi ötelemek. ikisi de turnuvanın sportif meşruiyetini zedeliyor. taraftar da haklı olarak soruyor: madem bu turnuva prestij için kuruldu, prestijin bedeli neden hep aynı ülkelere ödetiliyor?
bana kalırsa uefa'nın asıl sorunu, uluslar ligi'ni kurarken hiç hesaba katmadığı şey: futbolun artık sadece 90 dakikadan ibaret olmaması. siyaset sahaya girince hakem düdüğü de yetmiyor, var da kurtarmıyor. bir sonraki fikstür açıklamasında yine "acaba hangi maç oynanmayacak" diye bekleyeceğiz; çünkü bu döngü, tıpkı fenerbahçe'nin uefa dosyasındaki gibi (bkz: #rSnajOnCWpWR7ko8-h3v6), her seferinde yeni bir halka ekleyip duruyor.