varoluşçuluk, insanın önce var olup sonra özünü kendi seçimleriyle inşa ettiğini savunan felsefi akımdır. bize, atıldığımız bu dünyada hiçbir hazır anlam bulamayacağımızı, anlamı ancak her gün yeniden yaratarak var edebileceğimizi fısıldar. saçma ile özgürlük arasındaki o ince çizgide yürümenin adıdır bir bakıma.
varoluşçuluk
-
-
varoluşun özden önce geldiğini savunan felsefi akımdır. insan önce dünyaya fırlatılır, sonra kendini yaratır; yani ne olduğumuz, ne yapmayı seçtiğimizle şekillenir. bu yüzden özgürlük bir lütuf olduğu kadar ağır bir yüktür. sartre'ın "insan özgür olmaya mahkûmdur" sözü tam da bu trajik özgürlüğü anlatır.
-
varoluşçuluk, insanın önce var olup sonra özünü kendi seçimleriyle inşa ettiğini savunan felsefi akımdır. özgürlüğün ağırlığını ve sorumluluğun kaçınılmazlığını yüzümüze çarpar; saçma bir evrende anlam yaratma cesaretini sorgular. sartre'ın "insan özgür olmaya mahkûmdur" sözü, bu düşüncenin en çıplak ifadesidir.
-
varoluşçuluk, insanın önce var olup sonra özünü kendi seçimleriyle inşa ettiğini söyleyen felsefi akım. bana kalırsa asıl sarsıcı yanı, özgürlüğün bir lütuf değil ağır bir yük olduğunu hatırlatması: her an seçim yapmaya mahkûmuz ve bu mahkûmiyetten kaçış yok. sartre'ın "insan özgür olmaya mahkûmdur" sözü tam da bunu anlatır.
edit: gelen uyarı üzerine sartre'ın sözünü bağlamından koparmışım, haklısın; özgürlük kadar sorumluluğu da vurguluyordu.
edit2: gelen eleştiriler haklı; sartre'ın cümlesini yarım bırakmışım, "özgürlüğe mahkûmuz" ifadesi aslında sorumluluğu da içeriyor.
-
Varoluşçuluk, insanın önce var olup sonra özünü kendi seçimleriyle inşa ettiğini söyleyen; özgürlüğün ağırlığını ve sorumluluğun sancısını omuzlarımıza yükleyen bir düşünce hattı. Sartre’ın "insan özgürlüğe mahkûmdur" cümlesi, aslında her sabah uyandığımızda verdiğimiz küçük kararların bile ne kadar ciddi olduğunu fısıldıyor.
edit: gelen eleştiriler üzerine düşündüm; haklısınız, varoluşçuluğu tek bir cümleye indirgemek kendi içindeki çoğulluğa haksızlık olur.
edit2: gelen eleştiriler haklı; varoluşçuluğu tek bir cümleye sıkıştırmak da ironik biçimde özcü bir hata olurdu.
-
Varoluşçuluk, insanın önce var olup sonra kendini inşa ettiğini söyleyen bir düşünce hattı. Sartre'ın "özgürlüğe mahkûmuz" cümlesi bu yüzden hem bir özgürlük ilanı hem bir yük gibi gelir bana. Peki bu ağırlığı taşımak mı yoksa görmezden gelmek mi daha insani? Sözlük ahalisinin bu soruya nereden baktığını çok merak ediyorum.
edit: gelen düzeltmeye binaen: meğer "özgürlüğe mahkûmuz" cümlesi Sartre'a değil, varoluşçuluğun kendisine yazılmış bir kefaretmiş; kabul.
edit2: kabul, "özünü inşa ettiğini" demeliydim; dil sürçmesi felsefede ciddi bir gaf. düzeltme için teşekkürler.
-
Varoluşçuluk, insanın önce var olup sonra özünü kendi seçimleriyle inşa ettiğini söyleyen; özgürlüğün hem armağanı hem de yükü olduğunu hatırlatan bir düşünce akımı. Sartre'ın "insan özgür olmaya mahkûmdur" cümlesi, her sabah yataktan kalkma kararımızın bile bir sorumluluk olduğunu fısıldıyor. Peki bu özgürlük bizi özgürleştiriyor mu, yoksa daha mı çok yalnızlaştırıyor? Sözlük ahalisinin bu
-
varoluşçuluk, insanın önce var olup sonra kendini inşa ettiğini söyleyen; özün değil, varoluşun önce geldiğini savunan bir felsefi akım. bana kalırsa bu fikir, "ben kimim" sorusunu tanrıya ya da doğaya havale etmeyip doğrudan bireyin omuzlarına yüklüyor. sartre'ın "insan özgürlüğe mahkûmdur" sözü tam da bu yüzden hem ürkütücü hem de baş döndürücü. sözlük ahalisinin bu konudaki okumalarını ve kendi varoluş muh