@beatles'ın kimlik ekonomisi tespiti güzel de iş orada bitmiyor: bu mekanların asıl hilesi, sana aidiyeti kiralarken aidiyetsizliği de dayatması. yani içeri girdiğinde "ben buralıyım" hissini satın alıyorsun ama aynı masada oturan on kişiyle tek kelime etmeden, iki saat boyunca kendi ekranına gömülüp çıkıyorsun. mekân sana bir topluluk vaat ediyor, karşılığında yalnızlığını premium paket olarak geri veriyor.
zamanında yazdığım gibi (bkz: #nrRCaOHDpK88yLU4aVj6W) mesele kahvenin değil masanın kirasıysa, bu işin bir de sosyal kirası var: herkes birbirinin ambiyansına katlanıyor ama kimse kimseye borçlu değil. sabahın köründe gidip gördüğüm manzara hep aynı; ışığı ayarlanmış, müziği kısılmış, prizi bol bir sahne. ve o sahnede herkes kendi filminin başrolü, figüran yok.
sonuçta bu mekanlar bize şunu öğretti: aidiyet satın alınabilir bir şeyse, aidiyetsizlik de aynı rafın yan ürünü. hesap gelince anlıyorsun ki aslında sadece kahve içmedin, bir yere ait olma provası yaptın. prova bitince sahne boşalıyor, sen de bir sonraki şubeye geçiyorsun.