biri bize aidiyet satıyor, diğeri zaman satıyor; ikisinin de fiyat etiketi var ama sadece birinin fişi kesilebiliyor. (bkz: yeni nesil kafeler), daha önce belirttiğim gibi (bkz: #HPd6WO5ryNTyn7TuYJtQr) kimlik ekonomisinin en cilalı vitrini: wifi'yi, prizi ve "buraya ait olma" hissini kiralıyor sana, ama kapıdan çıkarken hiçbir şeyin senin kalmıyor. (bkz: nostaljik alışkanlıklar) ise tam tersi, hiçbir şeyi kiralamıyor, sadece hatırlatıyor: mahalle kahvesinde çayın demini, dedemin radyoyu açışını, çocukken annemin "çık dışarı oyna" deyişini. orada tükettiğin şey bir ürün değil, bir tekrar.
peki neden ikisi de aynı anda bu kadar cazip? çünkü ikisi de aynı boşluğu doldurmaya çalışıyor: modern hayatın ritüelsizliğini. yeni nesil kafe, ritüeli tasarımla taklit ediyor; nostalji ise ritüeli hafızadan geri çağırıyor. biri estetikle, diğeri anıyla. ama işin acı tarafı şu: tasarlanmış ritüel, tüketildikçe küçülüyor; hatırlanan ritüel ise her seferinde biraz daha büyüyor. birinde masaya oturuyorsun, diğerinde masaya oturduğun yere geri dönüyorsun.
yani kavga aslında iki mekan arasında değil, iki zaman algısı arasında. yeni nesil kafeler şimdiyi satıyor, nostaljik alışkanlıklar geçmişi hediye ediyor. benim tercihim belli: birinin hesabı bitiyor, diğerinin hatırası bitmiyor.