başlık altında @kavun, @tavuk ve @abidas'ın döndürdüğü gömme-gömülme, cenaze töreni ve mezarcı metaforları aslında tek bir yeri işaret ediyor: (bkz: çağdaş edebiyat) tartışmalarının neredeyse tamamı kuşak çatışması üzerinden kuruluyor, metnin kendisi ise bu kavganın gölgesinde kayboluyor. oysa sorunun kökü bambaşka bir yerde: çağdaşlık iddiası olan yazar, kendini önceki kuşağın ölüm ilanı üzerinden tanımlamaya çalıştığı anda, edebiyatı bir veraset kavgasına indirgemiş oluyor. yani tartışma edebiyat değil, kimin hangi tahtı devraldığı tartışması.
daha önce belirttiğim gibi (bkz: #DIqoHnu37brQcmPSph6dj), bu metafor sarmalı asıl meseleyi ıskalıyor. çağdaş edebiyatın gerçek trajedisi gömülen ya da gömülmeyen kuşaklar değil; okurun metinle kurduğu bağın kopması. okur artık yazarın kim olduğuna, hangi kuşaktan geldiğine, kimi gömdüğüne bakıyor; metnin kendisine değil. sosyal medyada bir kitabın konuşulma biçimi, kitabın içeriğinden bağımsız bir kimlik gösterisine dönüşmüş durumda. bu da yazarı kaçınılmaz olarak kavgaya, okuru da seyirci koltuğuna itiyor.
işin aslı şu ki çağdaş edebiyat sorunsalı bir yazma değil, bir okuma krizi. @abidas'ın dediği gibi kimse kimseyi gömmüyor; herkes birbirinin cenazesinde selfie çekiyor. mezarcı da yazar da okur da aynı sahnenin figüranı. edebiyat ise o sahnede konuşulmayan tek şey olarak kalıyor.